0541 8023553

Nasıl Daha İyi Öğreniriz?

Yayınlayan: Türkay Ürkmez
Kategori: Öğrenme

Eğer bugün teknoloji çağında yaşıyorsak, bu öğrenme yeteneğimiz sayesinde gerçekleşmiş bir sonuçtur kuşkusuz. Evet. İnsan merak eder, araştırır, anlar ve öğrenir. Bu sayede gelişir. Sürekli artan bir hızla gelişmeye de devam eder üstelik.

2004 yılından bu yana yazılım eğitimleri veren, yani hem öğrenmeyi hem de öğretmeyi meslek haline getirmiş biri olarak sanırım bu yeteneğimiz üzerine birkaç kelam edebilirim. Aslına bakarsanız, bir önceki cümlede “meslek” ifadesini kullanırken bile tuhaf oldum. Çünkü ben, öğrenme ve öğretmeye, meslekten çok bir tutku gözüyle bakıyorum.

Peki, nasıl öğreniriz?

Öğrenme ile ilgili olarak bilmeniz gereken ilk şey, herkesin her şeyi öğrenebileceğidir. Kaç yaşında olursanız olun, geçmişinizde ne yapmışsanız yapın, her şeyi öğrenebilirsiniz. Bunun için tek bir koşul var: Öğrenmeye çalıştığınız şeyden zevk almak.

Zevkli olan, hızlı öğrenilir

Eğer bu koşulu yerine getiriyorsanız, öğrenmeye çalıştığınız konu üzerine saatlerinizi harcayabilirsiniz demektir. Hele ki yalnızca sonuçtan değil de süreçten zevk alabiliyorsanız işte o zaman bu, mükemmel bir öğrenme deneyimine açık olduğunuzu gösterir.

Bu noktanın üzerinde biraz daha durmak gerekebilir. Sadece sonuçtan değil, süreçten de zevk almak, eylemin tekrar edilebilir olmasını sağlar. Buna şöyle bir örnek verelim. Türkiye’de birçok insan futboldan hoşlanır ve bir futbol takımı tutar. Birçok insan da tuttuğu takımın maçlarını seyretmekten büyük keyif alır. Neden bir taraftar, yalnızca maçın skoru ile değil de doksan dakikanın tamamı ile yakinen ilgilenir?

Çünkü o doksan dakika eğlencelidir! Heyecanlıdır! İzleyicisine estetik açıdan da bir zevk verir. Taraftar, maç boyunca birçok duyguyu deneyimler. İşte bu deneyimler; taraftarı, takımının tüm maçlarını izlemeye iter. Tekrar edilebilirlikten kasıt da tam olarak budur.

Kendinizi ve etrafınızdaki insanları, neleri tekrar etmekten hoşlandıkları konusunda gözlemleyin. Oyun oynamak (her türlü oyun), spor yapmak, film izlemek, okumak, birileriyle sohbet etmek…

Tüm bunların ortak noktası ne?

Her birinin kendi içinde, uyulması gereken kuralları ve bir disiplini var. Ancak aynı zamanda, her biri katılımcısına keyif veriyor. Aslında, bir şeyi öğrenmek için gösterilen çaba hep aynı. Fakat eğer konu sıkıcı geliyorsa, pek de çabalamak istemiyor insan.

O halde, sıkıcı konuları zevkli hale getirmenin bir yolunu bulmak gerekiyor. Peki, bunun sırrı ne?

Her şeyin temelinde basitlik yatar.

Öğrenme sürecinde karşınıza çıkan en bilinen engel; karmaşıklıktır. Hatta çoğu zaman karmaşıklık ile zorluk aynı anlamda kullanılır. Oysa biliyoruz ki her kavram aslında basit ilkeler üzerine kurulmuştur. Eğer bu basit ilkeleri kavrarsak, gerisi çoğu zaman geliyor zaten. Peki, bu ilkeler samanlıkta iğne aramaya benziyorsa nasıl bir yol çizmeliyiz kendimize?

İşte o zaman da, doğru soruları sormamız gerek. İnsanlar her türlü kavramı, ihtiyaçları olduğunu düşünerek keşfetmiştir. O halde siz, öğrenmeye çalıştığınız konuya, “ne zaman ihtiyaç duyarım” sorusunu sormalısınız. Bir Sherlock Holmes gibi iz sürücü ve Indiana Jones gibi maceracı ruha sahip olmalısınız. Sorunun yanıtı, en çok hayal gücünüzden beslenmeli. En çok hangi yanıt yüzünüzü gülümsetiyor veya sizi daha fazla motive ediyorsa, en iyi yanıt da muhtemelen odur.

Ancak, insan zihni değişikliği sever. Keşfetmek ve değişmek çok eğlencelidir, rutin olansa sıkıcı. Bu sebeple, süreçlerde her zaman bir tıkanma meydana gelir. Bazen önemsiz gözükür ama bazen de hayatı sorgulatır.

İşte bu tıkanmaları atlatmanın yollarından biri de, farklı disiplinler ile ilgilenmektir.

Disiplinler arası düşünmek

1978 yılında, Seattle Washington’da bulunan Boeing Computer Services’da çalışan 31 yaşında genç bir mühendis vardı. Çalışmalarından biri, Boeing’in teknik tasarım süreçlerini iyileştirmek için kâğıt –kalem yerine bilgisayar teknolojisini kullanmayı hedefliyordu.

Bu problem ile uğraştığı günlerden birinde, ofisinden çıkıp evine doğru ilerlerken bir kitapçıya girdi ve orada Fraktal — Biçim, Rastlantı ve Boyut — isminde bir kitap gördü. Kitabın yazarı, Benoit Mandelbrot adındaki matematikçiydi ve doğanın geometrisine dair bir keşfi vardı. Basitçe dağların, denizlerin ya da bulutların dairelerden ve üçgenlerden oluşmadığını ama onların da bir düzeni olduğunu ispatlıyordu (Fraktal hakkında daha fazla bilgi) .

Genç mühendisimiz, kitabı hemen aldı ve eve gider gitmez okumaya başladı. Öyle ki, her satırını dip notlarını hatta referanslarını bile atlamıyordu. Kitapta, fraktal yaratmak için gereken tek şeyin belirli bir düzlem üzerinde bir örüntü oluşturmak ve bunu her ölçekte sürekli tekrar etmek olduğunu okudu.

Bu bilgiyi, bilgisayar grafikleri üzerinde uygulamaya karar verdi. Ardından üç gün içerisinde, dünyanın ilk üç boyutlu bilgisayar görseli olan dağları oluşturmayı başardı. Algoritması çok basitti. Önce düzensiz birkaç büyük üçgen çizdi. Sonra her bir üçgeni dört üçgene böldü. Aynı işlemi ortaya çıkan üçgenlere de uyguladı. Sonsuza kadar gidebilirdi. Ancak birkaç yüz defa tekrar etmesi, doğadakine çok benzer bir dağ görselini oluşturması için yeterli oldu.

Üzerinde iki yıl çalışıp, kısa bir film yaptı. Sonra da bu filmi, 1980’de yıllık düzenlenen Bilgisayar Grafik Konferanslarında sundu. Film şok etkisi yarattı. Genç adam, Lucasfilm’in bilgisayar bölümünde çalışması yönünde bir teklif aldı ve hemen kabul etti. İlk işi ise, Star Trek II Wrath of Khan filmindeki gezegen sahnelerini yapmak oldu. Evet, o genç mühendis Loren Carpenter. Yani Pixar’ın kurucu ortaklarından ve şirketin baş yazılımcısı.

Carpenter’in 1980’de çektiği Vol Libre isimli ilk animasyon filmini buradan izleyebilirsiniz.

Bugün, nefes kesici animasyonları ve görsel efektleri yapabilmemizi borçlu olduğumuz Loren Carpenter, bu keşfi açık bir şekilde disiplinler arası düşünme yeteneği sayesinde başarmıştır. Carpenter 1974 yılında Matematik lisansını bitirmiş, 1976 yılında ise Bilgisayar Bilimleri Yüksek Lisans eğitimini tamamlamıştı. Yani hem matematik hem de bilgisayar bilimleri disiplinlerinde uzmandı. Bir disiplindeki bir fikri bir başka disipline uygulamak yeni kavrayışlara olanak veren bir deneyimdir.

Bu kadar büyük bir deneyim için gereken şey yalnızca birden fazla disiplinde kafa yormaktır. Bir yandan spor yapıp, diğer yandan edebiyat çalışabilirsiniz. Bir yandan gitar çalıp, diğer yandan tıp doktoru olabilirsiniz. Mesai saatlerinde mühendislik görevlerinizi yapıp, akşamları da felsefe okumaları yapabilirsiniz.

Birden fazla disiplinde uzmanlığınız arttıkça, her birine daha farklı açılardan bakarsınız. Bu hem öğrenme hızınızı arttırır hem de yeni keşiflerin kapısını açar.

Günlük hayat örnekleri ile kavramak.

Karmaşıklığı basit ilkelere oturttuğunuzda ve konuyu zevkli hale getirdiğinizde, geriye tek bir ihtiyacınız kalır. Yeni öğrendiğiniz şeyi, günlük hayatınızdaki olaylara benzeterek ilişki kurun. İlişkiler ne kadar anlaşılır olursa, konular da o kadar öğrenilmiş olacaktır.

Bir programlama dili mi öğreniyorsunuz? Bunu hemen insan dili ile karşılaştırın. Bir insanın bir başkasıyla konuşurken kullandığı dilin amacı ile programlama dilinin amacı aynıdır: İletişim. O zaman her ikisinde de aynı kurallar geçerlidir. Eğer bu kuralları keşfedebilirseniz, eninde sonunda programlanabilir makineler ile iletişim kurmaya başlarsınız.

Yine bu adımın da en önemli kısmı hayal gücünüzdür. Anlaşılması güç görünen bir konuyu, hayatın içinden bir örnekle anlatabilmek müthiş keyiflidir. Bunun için de hayal gücünüzü beslemeniz gerekir. Hafif de mizahi unsurlar barındıran bir sahne oyunu gibi tüm kurguyu yaratabilirsiniz kafanızın içinde. Hiçbir kural yok. Yalnızca bağlantı kurun ve anlaşılır olmasına izin verin.

Bu yazı, 21 Mayıs 2017’de https://medium.com adresinde Türkay Ürkmez tarafından yayınlanmıştır.